spacer
Başkanın Mesajı
Image
Balıkesir Barosu
Başkanlığından Duyuru
header
Arama
Ana Menü
Anasayfa
Baromuz
Baro Rehberi
Bilgiler
CMK.
Stajyer Avukat
Adli Yardım
İletişim
Arama
Etkinlikler
İlimiz
Avukat Listesi
Haberler
E-Mail Oku - Yaz
Hava Durumu
Anasayfa arrow CMK. arrow Cmk Uygulama
Cmk Uygulama
25 08 2007
01.12.1992 tarihinde yürürlüğe giren 3842 sayılı değişik yasa ile CMK’da yapılan değişiklikle yakalanan kişi veya sanık soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla Müdafii'nin hukuki yardımından faydalanabilir hükmü getirilmiştir. Yine yakalanan kişi ve sanık Müdafii seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi halinde, eğer yakalanan kişi veya sanık 18 yaşını bitirmemiş ise veya sağır veya dilsiz veya kendini savunamayacak kadar malul olur ise talebi aranmadan baro tarafından kendisine bir müdafii tayin edilir hükmü ile Müdafii tayin yetkisi baroya verilmiştir.

SORUNLAR

Yakalama ve Gözaltı KoşullarıKimlik Bilgileri - İfade Saati
Gözaltı SüresiSuçsuzluk Karinesi
Yakalama TutanağıHukuki Yardımın Zamanı
Gözaltı Süresinin UzatılmasıMüdafiin Belge İnceleme ve Örnek Alma Hakkı
Yargıç Karşısına ÇıkarılmaYer gösterme İşlemi
Doktor MuayenesiYüzleştirme- Teşhis
Mahkemeden Salıverme -GBT- Hürriyeti Tahdit SuçuZorunlu Müdafilik - Küçüklere Hukuki Yardım
İşkence ve Kötü MuameleTutanakların Gerçeğe Uygunluğu- Suç Duyurusu
Tecrit YasağıSulh Ceza Yargıcının Sorgusu
Yakınlarına Bilgi Verme - TeslimÇocuklarla İlgili Soruşturma Savcısı
Hazırlık İşlemlerinin İzlenebilir OlmasıAvukat İsteme Hakkı
Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği HakkıNöbetçi Yargıç ve Savcıların Tutumu
  Tebligat Sorunu
    
     
Yakalama ve Gözaltı Koşulları 
Yakalamanın Koşulları
1.CMK' nın 127. maddesi polisin yakalama yapabileceği durumları sınırlı sayıda belirtmiştir. Buna göre: suçüstü hali, tutuklama müzekkeresinin kesilmesini gerektiren haller ve şüphelinin kimliğini kanıtlayamaması hali dışında polisin yakalama işlemi yapmaması gerekmektedir. Ancak uygulamada var olan çarpık adli kültüre koşut olarak sıklıkla ve  kolayca başvurulduğu görülmektedir.CMK' nın 127. maddesinin aradığı koşulların bulunmadığı bir çok durumda usule aykırı olarak yakalama yetkisinin kullanıldığı durumlara sıklıkla rastlanılmaktadır. Kolluk görevlileri delillerden faile ulaşmak yerine failden deline ulaşma alışkanlığını yasanın uygulandığı altı yıllık süreç boyunca terk etmiş görünmemektedir.
İdari Yakalama
2. CMK ve diğer yasal düzenlemeler, suç kuşkusu bulunmadıkça yakalama yapılmayacağını öngörmüş olsa da, uygulamada polis suç işlenmesini önlemek iddiası ile idari kolluk sıfatını ileri sürerek, kişi özgürlüğünü sınırlayabilmektedir. Oysa özellikle toplu gözaltıların yaşandığı olaylarda 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası kapsamında değerlendirilen olaylarda, CMK' nın şüphelilere sağladığı güvenceleri bertaraf etmeye yönelik uygulamalarla karşılaşılmaktadır. Huzur operasyonu adı altında "gece uygulamaları" sonucunda çok sayıda kişi usulüne aykırı olarak gözaltına alınabilmekte, bu uygulamalara ilişkin yakalamaya itiraz edilecek bir makam bulunamadığı gibi, "uygulamalara" ilişkin valilik emirleri kapsam, süre ve amaç unsurları bakımından belirsiz bulunmaktadır ve yakalama işlemleri tam bir keyfilikle yürütülmektedir. Bu sürece bağlı olarak yakalanan kimselerin yakalama sebepleri ortadan kalksa bile 24 saat boyunca gözaltında tutuldukları görülmektedir.
Yakalamanın Savcılığa Bildirilmesi
3. CMK' nın 154. maddesi gereği, yakalama işlemi ve devamındaki işlemlerin polis tarafından derhal ilgili Cumhuriyet Savcısına bildirilmesi gerektiği ve bu konuda en son 24.12.1997 tarihli Adalet Bakanlığı Genelgesi ve 26.2.1998 tarihli Başbakanlık Genelgesi ile adli makamlara uygulamanın ne şekilde gerçekleştirileceği gösterildiği halde, gözaltına alınan kişiler hakkında ancak sanık mahkemeye sevk edileceği sırada ya da savcılıktan ek gözetim izni talep edileceği sırada bilgi verildiği gözlenmektedir. Savcılıkların da bu konuda gereken özen ve dikkati göstermediği gibi, görevinin gereği olarak kolluk kuvvetlerine gerekli talimatları vermekten kaçındıkları görülmektedir.
Gözaltı Süresi 
4. CMK' nın 128. maddesi ile yakalamadan sonraki 24 saat içerisinde şüphelinin en yakın yargıç karşısına çıkarılması öngörülmektedir. Ancak bu süre, yakalananın gözaltında tutulabileceği sürenin üst sınırını ifade ettiği halde polis, bu süreyi tüketmeye gerek olmayan durumlarda bile sonuna kadar kullanmaktadır. Uygulamada gözaltı süresi gözaltında tutma koşulları kalksa bile fiilen -alt sınır- 24 saat olarak gerçekleşmektedir. Bunun nedeni de delil toplamanın öncelikli olması yerine failden itiraf almaya çalışmanın polisin daha kolayına gelmesidir. Maalesef gözaltı süresinin her koşulda 24 saat olarak gerçekleşmesi kolluk kadar avukatlar, savcılar, yargıçlar ve halk arasında da kanıksanmıştır. Yukarıdaki şemada da görüleceği gibi karakolların asgari gözaltı süresinin bitimine doğru avukat çağırma eğiliminde oldukları anlaşılmaktadır. Gözaltı süresinin bu evresinde müdafi çağırılması sanığın müdafiin hukuki yardımından etkin bir biçimde yararlanmasının önündeki en büyük engellerden biridir ve sanığın yasal haklarını etkin bir biçimde kullanamadığının en büyük kanıtıdır.
Yakalama Tutanağı
5. Yakalama işlemine ait tutanakların gerçeğe aykırı olarak düzenlendiği yönünde sürekli iddialar bulunmaktadır. Polis yakalama yöntemine yasanın aradığı koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğine bakmaksızın ve suç konusunda yeterli ön araştırma ve gelişmiş delil toplama yöntemleri kullanmaksızın başvurduğundan, delil toplamaya yakalamadan sonra başlamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak gözaltı sürecinde, sıklıkla süreyi aşmakta, buna çare olarak da tutanaklara gerçeğe aykırı yakalama saati doldurmaktadır. Ancak bu yönlü iddiaların istisnai haller dışında kanıtlanmasında büyük güçlükler bulunduğundan bu sorun, her bir olayın savcılıklar ya da onlara bağlı birimlerce titizlikle incelenmesi sonucu çözümlenebilir. Bunun yanı sıra kolluğun düzenlediği yakalama tutanaklarında yakalama koşullarına ilişkin bir açıklık bulunmamakta, bu tutanaklarda yasanın aradığı yakalama koşulları bulunmamaktadır. Maalesef altı yıllık süreçte hakim kararı ile yapılmış tek bir yakalamaya rastlanılmamıştır. Oysa kişi özgürlüğü ve güvenliği gibi son derece önemli bir anayasal hakkın sınırlandırılması sıkı şekil şartlarına bağlı olmalıdır.
Gözaltı Süresinin Uzatılması  
6. CMK' nın 128. maddesi, bazı hallerde yakalamadan sonraki 24 saati aşan süreler için de gözaltı durumunun sürdürülebilmesi olanağını tanımaktadır. Ancak bunun için yakalanan sanık sayısının üç ya da daha fazla olması ve sürenin uzatılmasını zorunlu kılan diğer durumların bulunması gerekmektedir. Buna karşın pek çok olayda yakalananların üç ve daha fazla sayıda olmamasına karşın polisin ek gözetim süresi isteminde bulunduğuna tanık olunmakta; daha da ilginci hazırlık soruşturmasının usulüne uygun olarak yerine getirilmesinden sorumlu savcıların bu yollu usulsüz istemlere olumlu yanıt verdikleri görülmektedir. CMK 128. Maddeye göre, 24 saati aşan gözaltı işlemini gerektiren durumlarda sürenin uzatılması kararının öncelikle savcılıkça, daha sonra gerekirse sulh ceza yargıcı tarafından yazılı olarak verilmesi gerekmektedir. Buna karşın yazılı karar verilen olay sayısı azken daha çok telefon görüşmeleriyle sürenin uzatıldığı görülmektedir. 24 saatlik sürenin aşılmasından sonra savcılığa başvuran polisin gözaltı süresinin uzatılması işlemine olumlu yanıt aldığı ve bu iznin de sözlü olduğu şaşkınlıkla izlenmektedir. Oysa gözaltı sürelerinin uzatılmasına ilişkin istemlerin savcılar tarafından mutlaka evrak üzerinden ve delillerin toplanmasındaki güçlük değerlendirilerek yazılı olarak karara bağlanması zorunludur.  
Yargıç Karşısına Çıkarılma 
7. "Habeas Corpus" ilkesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi' nin yapılandırdığı yargısal organların içtihatları gereği, gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin kararların evrak üzerinden değil, hakkında işlem yapılacak olan kişinin adliyeye sevk edilerek dinlenmesinden sonra verilmesi gerekmektedir. Ancak CMK.' nın 128. maddesi evrak üzerinden incelenme esasını getirdiğinden, bu durum pek çok kişiye Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemesi' nin yolunu açmaktadır. CMK' nın 128. maddesinin düzenlemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi' nin 5. maddesinde aranan güvencelere uygun olarak yorumlanmalıdır. Bu konuda Sözleşme' nin bir iç hukuk normu olduğu ve doğrudan uygulanma kabiliyeti olduğu unutulmamalıdır. CMK 128 düzenlemesindeki bir başka aksaklık habeas corpus başvurularının hakim tarafından derhal değil en geç 24 saat içinde karara bağlanmasıdır. Yakalamanın hukukiliğine ilişkin olarak yapılan başvuruları işlevsizleştiren bu düzenlemenin değiştirilmesi gereklidir.   
Doktor Muayenesi 
8. Gözaltı sürecinde, gözaltında tutulan kimsenin doktora sevkine ilişkin istemler genellikle savcılar ve polis tarafından reddedilmekte ya da oyalama ve savsaklama yoluyla geçiştirilmeye çalışılmaktadır. Polisin kendiliğinden yaptırdığı adli tabip muayene raporlarına geç ulaşılmakta ve güven duyulmamaktadır. Kötü muamele ve işkence görüldüğünü ileri süren kişilerin adli tabiplerce yapılan muayenelerine kolluğun da katıldığı bilinmektedir. Oysa muayene işlemi, doktor ile hastanın başbaşa kalması ile gerçekleşmelidir. Doktorun ve hastanın özgür iradesinin ortaya çıkması, doktorun baskı altında kalmadan görevini yapabilmesi, hastanın rahatça şikayetini dile getirebilmesi için muayene odasına başma hiç kimsenin girmemesi deontolojik ve hukuki bir kuraldır.
9. Özellikle işkenceye ilişkin savların kanıtlanması açısından Başbakanlığın İnsan Hakları Konulu 03.12.1998 tarihli genelgesinde geliştirmeye çalıştığı çözüm uygulanmamaktadır. Öncelikle adli tabipler, muayene sırasında bulguladıkları izleri raporlarken sanığın kollukta maruz kaldığı muamelenin niteliğini ortaya koyacak açıklıkta tanımlar vermemektedirler. Bu tutum raporların kanıt değerinin ortadan kalkmasına kadar varan sonuçlara yol açmaktadır. Çoğu zaman sanığın şikayetleri adli rapora geçirilmemektedir. Oysa doktor, sanık üzerinde her hangi bir iz bulgulamasa bile, bu şikayetleri evleviyetle raporlamak durumundadır. Sağlık Bakanlığınca hazırlanan 25 Ocak 1995 gün ve 6058 sayılı genelge ve ekinde gönderilen formlara uygun adli tabip raporu alabilmek mümkün olmamaktadır. Yukarıda belirtilenlerden ayrı olarak sanığın hem gözaltı süresinin başında hem de gözaltı süresinin sonunda adli tabibe çıkartılması yönündeki Başbakanlık genelgesinin uygulanmadığı gözlenmektedir. Yine bu konuda raporların üç nüsha olarak düzenlenmesi ve kapalı zarf içinde ilgili birimlere ulaştırılması kuralına hemen hiç uygulanmamaktadır. Bu konuda adli tabiplerin polis tarafından baskı altında tutuldukları ve işkence raporu vermekten çekindikleri bilinen bir gerçektir.   
Mahkemeden Salıverme -GBT- Hürriyeti Tahdit Suçu 
10. CMK' nın 128. maddesi, Sulh Ceza Yargıcının salıverdiği kişilerin yeni bir kanıt elde edilmedikçe ve Cumhuriyet Savcısının kararı olmadıkça aynı suçlamaya dayanılarak yeniden gözaltına alınamayacağını düzenlemekteyse de polis, idari bir takım işleri tamamlayacağından söz ederek - örneğin GBT (Genel Bilgi Toplama) sonucunun beklenmesi gibi- kişileri yeniden gözaltına alabilmektedir. Günümüz teknolojik olanakları dikkate alındığında bir kimsenin aranan şahıslardan olup olmadığının anlaşılması bir kaç dakika alabilir. Polisin elinde bu teknolojik olanaklar bulunmaktayken bu yola başvurulması keyfi ve sanığın bir nevi cezalandırılması anlamını taşımaktadır. Bu uygulama, Yargıç ve Cumhuriyet savcılarının hazırlık soruşturmasında etkisiz kaldıkları yolundaki genel kanıyı doğrulamaktadır. Vurgulanması gereken bir başka konu ise kolluğun tuttuğu GBT kayıtlarının hangi hukuki esaslara dayanılarak düzenlendiğinin bilinmemsidir. Bu kayıtların çoğunda hakim ya da savcı kararına dayanılmamaktadır.   
İşkence ve Kötü Muamele 
11. CMK' nın 135/a maddesinde düzenlenen "yasak sorgu yöntemleri" polisin sistemli olarak kullandığı yöntemlerdir. Örneğin hile, tehdit, hakaret, falaka, elektrik verme, askı, tazyikli su sıkma, aç ve susuz bırakma, cinsel taciz ve hatta tecavüz etme gibi işkence ve kötü muamelele yöntemlerinin karakollarda uygulandığı bilinmektedir. Bazı durumlarda polis, şüphelinin özgür iradesini engelleyici tavrını avukatın yanında da sürdürmekte, şüphelilerle pazarlık yapabilmektedir. CMK 135/a maddesine aykırı olarak işlem yapılan pek çok soruşturmada CMK' un 128. maddesinden yararlanılarak işkence izlerinin kaybedilmesi için ek gözetim süresi alındığı gözlemlenmektedir. 12. Müdafilerin karşılaştıkları işkence olaylarında yaptıkları suç duyuruları savcılıklarca suçun vahameti ile bağdaşır bir ciddiyetle soruşturulmamakta, hatta savcıların polisi koruma psikolojisi içinde davrandıkları görülmektedir. İşkence yaygın bir söylenti değil, yaygın bir soruşturma pratiği olarak bütün hızıyla sürmektedir. Bu utanç verici pratiğin sürdürülmesinde sorumluları bulma, yargılama ve cezalandırma konusunda isteksiz davranan savcı ve yargıçların tutumu da belirleyici rol oynamaktadır. Avukatların büyük çoğunluğu bu pratik karşısında suç duyurusunda bulunmayı anlamsız bulma noktasına gelmişlerdir.  
Tecrit Yasağı
12. CMK' a 3842 sayılı yasa ile getirilen yeniliklerin ışığında savunma hakkı suçlama ile başladığından ve yakalanan kişinin insan onuru ve saygınlığına bir zarar gelmeden işlem görmesi asıl olduğundan gözaltındaki sanığın yakınları ve müdafi ile görüşmesi engellenmemelidir. Tecrit koşullarında geçirilecek bir gözaltı süreci insan hakları standartlarına göre kabul edilemez. Özellikle ek gözetim süresinin alındığı durumlarda sanık tecrit ortamında (incommunicado detention) bir gözaltı süreci yaşamaktadır. Polis çoğu zaman aldığı ek sürenin son saatlerinde avukatı çağırmaktadır. Bu tutum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi' nin Aksoy kararında belirttiği gibi sanığın yakalama ve gözaltı durumu konusunda bir akraba ya da avukatını bilgilendirme ve doktor görme hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Ama daha önemlisi bu durum sanığı yakalayan kolluk görevlilerinin insafına terk edilmesi sonucunu doğurmaktadır.   
Yakınlarına Bilgi Verme - Teslim 
13. Yakalama işlemi, sanığın bu konudaki istemine karşın yakınlarına bildirilmediği gibi, sanığın yakınlarının bilgi almak için yaptıkları başvurulara da gerçek dışı yanıtlar verildiği görülmektedir. Baromuza yapılan yakın başvurularına ilişkin olarak görevlendirilen avukatlar en çok kolluk tarafından kendilerine bilgi verilmediğinden ya da gerçek dışı bilgilendirilerek oyalanmaya çalışıldıklarından şikayet etmektedirler. Ayrıca emniyette gözaltına alınanların yakınlarının bilgilendirilmesi amacıyla kurulduğu söylenen Gözaltı Takip Masasından çoğu zaman sağlıklı bilgi almak mümkün olmamaktadır.
Şemada ceza sorumluluğu bulunmayan 3-15 yaş arası küçüklerin sanık olarak karakollardan avukat talebinde bulunanların oranı %3 gibi bir oranda olması dikkat çekicidir.
14. 825 sayılı Türk Ceza Yasanın Yürürlüğüne Dair Yasa' nın 16. maddesi ile TCK' nın 53. maddesinin nasıl uygulanacağı öngörülmektedir. Buna göre: 11 yaşını tamamlamamış küçüklerin savcılık tarafından tutanakla ailesine teslimi gerekmektedir. Yine TCK' 54 ve 55. maddelerinin uygulanması da henüz reşit olmamış küçüklerle ilgilidir. Uygulamada, 11 yaşını doldurmayan küçüklerin gözaltına alındığı ve savcılıklarca ifadelerine başvurulduğu ve yeniden polise teslim edildikleri; 11-15 ve 15- 18 yaş arası küçüklerin de ifadeleri alındığı halde yakınlarına haber verilmediği; küçüğün gözaltında olup olmadığını araştıran ailelere zaman zaman bilgi verilmediği ya da yanlış bilgi verildiği; salıverilen küçüklerin ailelerine teslim edilmeleri gerekirken sokağa bırakıldıkları; bu gibi durumlarda devreye girmesi gereken Küçükleri Koruma Şube Müdürlüğü' nün hemen hiç devreye girmediği görülmektedir.  
Hazırlık İşlemlerinin İzlenebilir Olması  
14. Adliyelerde yakalanan kişiler hakkında verilen salıverilme ve gözaltı süresinin uzatılması kararlarının tutulduğu bir defter bulunmadığından bu hususta sağlıklı bilgi alınmasının olanağı da bulunmamaktadır.
Müdafi ile Görüşme Hakkı
15. CMK' nın 136. maddesi, soruşturmanın her aşamasında müdafiin gözaltında tutulan kişi ile görüşmesine olanak tanıdığı halde, uygulamada bu hak, hala polisin istediği zaman ve istediği kadar kullanılabilmektedir. Savcılığın devreye girip yazılı emir verdiği durumlarda dahi, -örneğin, sanığın yer göstermeye götürüldüğünden bahisle- avukatın sanık ile görüşmesi engellenebilmektedir. CMK' nın 138. maddesi gereğince görevini yapmak isteyen avukat karakolun daveti dışında sanığın yakınlarının başvurusu üzerine karakola gitmişse, şüpheli zorunlu müdafiliğe tabi bir küçük olsa bile bu hakkın kullanılması engellenebilmektedir. Örneğin ifade işlemine sıra gelmediği ve ancak polisin talep etmesi durumunda ve talep anında müdafiin görev yapabileceği ileri sürülebilmektedir. Hatta yasanın açık hükmüne rağmen müdafiden vekaletname istediğine tanık olunmaktadır.
Baş Başa Görüşme
16. CMK' nın 144. maddesi müdafiye, yakalanan kişi ile kimsenin duyamayacağı bir ortamda başbaşa görüşme hakkını vermiştir. Ancak adli örgütlenmemizde 3842 sayılı yasanın öngördüğü yeniliklere uygun değişiklikler yapılmadığından pek çok karakol ve adliyelerin tamamında başbaşa görüşme odaları tahsis edilmemiştir. İstisnaları bulunmakla birlikte, avukat sanık ile her türlü dış etkiden uzakta başbaşa konuşabilme olanağını layığı ile kullanamamaktadır. Karakollarda hiç boş oda bulunmayabilmekte, pek çok polisin başka bir köşesinde işini yaptığı küçücük bir odada fısıltı ile, ya da kimsenin bulunmadığı bir odada görüşme yapılırken polisin yerli yersiz bahanelerle içeri girip çıktığı, şüpheliye laf attığı koşullarda bu hak kullanılmaya çalışılmaktadır. Adliyelerde ise müdafiin başbaşa sanık ile görüşme yapabilmesi mevcut fiziki durum göz önüne alındığında hiç gerçekleştirilememektedir.   
B. HAZIRLIK SORUŞTURMASI İŞLEMLERİ BAKIMINDAN Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı
1. CMK' nın 132. maddesi ifade ve sorgu işlemlerinin asıl olarak yakalamadan sonra değil, celpname ile davet olunarak yapılması gereğini öngörmektedir. Polisin uygulamasının bu yönde olmadığı bir yıl içinde emniyet birimlerinin yaptıkları yakalama sayılarından kolayca anlaşılabilir.
İşlem Sırası- Sanığa Haklarının Hatırlatılması (Miranda Kuralı)
2. CMK' nın 135. maddesi 3842 sayılı yasa ile yeniden düzenlenmiştir. İfadenin alınması ile ilgili pek çok ayrıntıyı içeren bu maddede, ifade ve sorgu işlemlerinin hangi zamanda yapılacağının, sanığa haklarının ne zaman bildirileceğinin, kısaca bütün bu işlemlerin sırasının belirlenmemiş olduğu görülmektedir. Yasanın temel sistematiği, yakalamayı değil celpname ile daveti esas aldığından ve usul ekonomisi gereği en uygun işlem uygulanacağından bu tür bir düzenlemenin gerekli olmadığı düşünülebilir. Ancak yakalama ile başlayan soruşturmalarda ifade işleminin ne zaman yapılacağının, müdafiin ne zaman çağırılacağının vb. net olarak belirlenmesinde saymakla bitmez yararlar bulunmaktadır. Yasanın 138. maddesinde yapılan değişiklikle mecburi müdafilik sistemine tam olarak geçilmemekle birlikte, sanığın savunma hakkından suçlamanın kendisine yöneltildiği anda yararlanması ilkesi getirilmiştir. Hukuki yardımdan yararlanma, savunma hakkının suçlama ile aynı anda başlaması esasına dayanmaktadır. "Makul şüphe" kavramının yakalama açısından geçerli bir ölçüt olarak iç hukuk sistemine girmesiyle sanık hakkındaki suçlama da yakalama anında bildirilecektir. Bütün bunlar dikkate alındığında CMK' nın 135. maddesinde belirtilen hakların bildirilmesi yakalamanın hemen sonrasında yapılmak zorundadır. Oysa uygulamada, yakalama anında yakalama nedenleri şüpheliye bildirilmediği gibi, CMK' nın 135. maddesinde gösterilen "geniş anlamda sanığa" haklarının bildirildiği merasimin yapılmadığı, kısaca sanığa bir müdafiin hukuki yardımından yararlanabileceği, susma hakkının bulunduğu, dilerse yakınlarını yakalamadan haberdar edebileceği, lehine olan kanıtların toplanmasını talep edebileceği sanığa bildirilmemektedir.
Kimlik Bilgileri - İfade Saati
3. İfade tutanaklarında hala işlemin başlangıç ve bitiş saatleri tam olarak işlenmemekte, ifade verene ait kimlik bilgileri bazen kasten, bazen de ihmal nedeniyle yanlış yazılabilmektedir. Ayrıca yakalama işleminin yapıldığı gün ve saatin ifade tutanaklarında gösterilmemesi büyük bir eksikliktir.
Sanığa Haklarının Öğretilmesi
4. CMK' nın 135. maddesi ile ilgili olarak, uygulamada matbu formlar kullanılmaktadır. Bu formlarda CMK' nın 135. maddesinin öngördüğü merasim yazılı olduğundan ifade vermesi istenen kişiye herhangi bir hak hatırlatılması yapılmamaktadır. Burada önemli olan şekli bir merasimin yerine getirilmesi değil, sanığın anlayabileceği bir biçimde haklarının öğretilmesidir ve bu hakların somut olarak kullanılabilmesinin sağlanmasıdır.
Suçsuzluk Karinesi
5. CMK' nın 135. maddesi ile ilgili bir başka sorun da şudur: Yasaya göre, bir ifade ya da sorgu işleminden önce maddede belirtilen merasimin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Oysa şüpheli hakkında birden çok suç isnadının bulunduğu durumlarda bu kurala uyulmamaktadır. Matbu formun ön yüzü doldurulup, kimlik bilgileri yazıldıktan sonra sanık hakkında ne kadar suç isnadı varsa arka yüze buna ilişkin ifadelerin tamamı yazılmaktadır. Yani ön yüze bir tek suçlamaya ilişkin bilgiler yazılırken, arka yüzde birden çok suçlamaya ilişkin sanık ifadesi yazılmaktadır. Zaman darlığı, işlerin çokluğu, kağıt yokluğu gibi gerekçelerle açıklanan bu durum, işlemlerin sağlamlığı ile ilgili bir çok sorunu beraberinde getirmektedir. Böylelikle sanığın suçsuzluk karinesinden yararlanması ilkesi çiğnenmekte, bu yolla sanığın suçluluğu hakkında mahkeme önünde kanı oluşturulup bu kanının pekiştirilmesinin aracı olarak ifade tutanaklarının kullanıldığı görülmektedir. Bu tutanağın arkasına birden çok suçlama ile ilgili ifade yazıldığında bu ifade tutanakları birden çok mahkeme önüne gidebilmekte ve söz konusu merciler bir tek suç isnadı ile ilgili işlem yapıyor olsa bile sanığın birden çok itham altında bulunduğunu bilmektedir. Bu uygulama kolluğun uygulaması olarak kalmamakta, aynı yöntemi bir çok savcı ve sulh ceza yargıcı da kullanmaktadır. Yine GBT adı verilen polis kayıtlarının dosyaya konulması ile sanığın suçluluğu yönünde bir etki yaratılmak istenmektedir.
Hukuki Yardımın Zamanı
6. Savunma hakkının suçlamanın sanığa yöneltildiği anda başlaması ilkesi göz ardı edilerek müdafiin hazırlık soruşturması sürecine katılımı ifade tutanağının düzenlenmesi aşamasında gerçekleşmektedir. Böylelikle avukat, önceden polisin içeriğini ne şekilde belirlediği belli olmayan işlemlerine zımnen de olsa muvaffakat veren ya da salt ifade alma işlemi sırasında sanığın yanında bulunan; ancak o anı güvence altına alabilen ve -önceden müdafiin yokluğunda birçok işlem yerine getirilmiş olduğundan- hukuki yardım yapması fiilen olanaksızlaştırılan bir konuma itilmektedir. Genellikle yakalamadan sonraki 24 saatin sonlarında çağırılan müdafi görev yerine gittiğinde sanığa haklarının hatırlatılmadığını, şifahi sorgusunun yapıldığını ve buna bağlı olarak yer gösterme işlemine götürüldüğünü, arama, el koyla, teşhis ve yüzleştirme, teslim- tesellüm, bilirkişi incelemesi gibi pek çok işlemin yapıldığını görmektedir. Bütün bu işlemlerden sonra bırakın avukatın hukuki yardım sunmasını adaletin maddi gerçeğe sağlıklı bir biçimde ulaşması ve dürüst bir yargılama yapılabilmesi için gerekli asgari ilkelerin yerine getirilmesi olanaksızlaşmaktadır.
Müdafiin Belge İnceleme ve Örnek Alma Hakkı
7. CMK' un 143. maddesine göre, Sulh Ceza Yargıcınca verilmiş bir yasaklama olmadıkça müdafi hazırlık evrakını inceleyebilecektir. Hatta bazı evrakın incelenmesi ve örneğinin alınabilmesi hakkı yasaklanamayacaktır. Buna karşın polis bazı durumlarda müdafiin bu hakkını kullanmasını engellemektedir. Örneğin birden fazla sanıklı işlemlerde diğer sanığın müdafiliğini üstlenmeyen avukata, yalnızca müdafiliğini üstlendiği kişinin evraklarını gösterip diğer evrakları görmesini engellemeye çalışmakta, ya da bazı evrakları müdafiden gizlemektedir. Bu yönlü tutumlara özellikle yer gösterme tutanakları bakımından rastlanmaktadır.
Yergösterme İşlemi
8. Kolluğun yergösterme olarak adlandırdığı işlem yasada açık olarak düzenlenmemiştir. Bu işlem sanık hazır bulundurularak yapıldığından niteliği itibarıyla CMK' 78. maddesinde düzenlenen "keşif" işlemidir. Durum böyle olunca CMK' nın 78. maddesinde belirtilen keşif işlemi kural olarak yargıç tarafından, istisnaen gecikmesinde sakınca bulunan durumlara özgü olmak üzere savcı tarafından yapılabileceği öngörülmüştür. Keşif işlemini yapabilecekler arasında polis sayılmamıştır. Yine keşif işlemi kural olarak bir son soruşturma işlemidir. Hazırlık soruşturmasında keşif işleminin yapılmasının gerekli olup olmadığına karar vermeye yetkili kişiler öncelikle Sulh Ceza Yargıcı ve Savcılık makamı olmak durumundadır. Keşif bizzat bu makamlar tarafından uygulanmalıdır. Yine bu işlem müdafiin sanığa hukuki yardımda bulunmasından sonra ve müdafiin katılımı ile yapılmalıdır. Aksi her durum yasanın sistematiği ile çelişik durumlar yaratmaktadır. Uygulamada polisin CMK. 78' in koşulları oluşmadan ve pek çok defa savcılığın bilgisi olmaksızın sanıktan ikrar almak amacıyla yer gösterme işlemini yaptığı ve sanığın zorunlu müdafiliğe tabi olmasının bile sonucu değiştirmediği görülmektedir. Hatta susma hakkını kullanan, ikrarda bulunmayan sanıklara dahi CMK 135/a' daki yasak yöntemler kullanılarak yergösterme işleminin yapıldığını gösterir tutanaklar tutulmaktadır. Yergösterme işleminin kollukça yapıldığı dosyaların tümünde yergösterme tutanaklarının aslında sanığın kendisi aleyhine ikrarda bulunmaya yönelik olarak hazırlandığı görülmektedir. Başka bir anlatımla kolluk yer gösterme adı altında sanığın yasaya aykırı olarak ifadesini almakta ve bunu müdafiin hukuki yardımı olmaksızın yapmaktadır. Baromuzca atanan avukatlara, polis tarafından her soruşturmada yergösterme işleminin yapılmasını savcılıkların istediği, bu isteğin genel bir istek olduğu ve bu isteğe aykırı davranan polis memurlarının savcılarca uyarıldıkları yönünde bilgiler verilmektedir.
Yüzleştirme- Teşhis
9. CMK' nın 54. maddesi yüzleştirmeyi düzenlerken, bu işlemin kamu davasının açılmasından sonra yapılmasını öngörmüştür. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda hazırlık soruşturmasında da yüzleştirme işleminin istisnaen yapılabilmesi mümkündür. Oysa yüzleştirmenin hazırlık aşamasındaki istisnai niteliği göz önüne alınmadan polis tarafından yerli yersiz yüzleştirmeye başvurulduğu, bu işlemin yapılışı sırasında da müdafiin hazır bulunmasından önce ve onun hukuki yardımı engellenerek işlemin sonuçlandırıldığı gözlemlenmektedir. Sanığa hukuki yardım sunulması, bu işlemlere müdafiin katılımı ile mümkün olabilir. Teşhis işlemlerinin de ilerideki yargılamaya ışık tutacak ve hukuken delil sayılabilecek nitelikte olması sağlanmalıdır. Usulüne uygun bir teşhis işleminde polis teşhis edeni yönlendirmemeli, ona yeterli seçenekler sunmalı, seçenek olarak sunulan teşhis edilmeye aday kimselerin ortak özelliklerinin bulunmasına özen gösterilmelidir. Yüzleştirme yasağının ihlal edilmeden teşhis yapılabilmesi için mağdurla sanığın özel teşhis odalarında bulunması yani teşhis eden ile sanığın arasındaki görsel ve işitsel temasın tek taraflı olarak işlediği mekanlarda tutulması ve teşhis işleminin bu şekilde yapılması gerekir. Benzen eleştiriler fotoğraf ile yapılan "fotoğraf teşhisi" için de geçerlidir. Uygulamada bu tür mekanlara sahip karakol sayısı yok denecek kadar azdır. Kolluğun teşhis işlemini belirtilen koşullar oluşmadan ve yine müdafiin işleme katılımına olanak tanınmadan yapıldığı, müdafiin teşhise katıldığı işlemin yok denecek kadar az olduğu gözlemlenmektedir.
Zorunlu Müdafilik - Küçüklere Hukuki Yardım

10. CMK' un 138. maddesi küçük ve kısıtlılara (malullere) zorunlu müdafilik uygulaması getirmiş ve müdafi seçebilecek durumda olmayanlara baro tarafından müdafi atanacağı hükme bağlanmıştır. Buna karşın, giderek azalan sayıda da olsa bu kuralın göz ardı edildiği, müdafiin hukuki yardımı sağlanmadan hazırlık soruşturması işlemlerinin kollukça yapıldığı gözlemlenmektedir. İfade alma işlemi sırasında müdafi davet edilse bile - ki CMK' nın 135. maddesi ile ilgili açıklamalar burada da geçerlidir- müdafi çağırılmasından önce küçükler ve malullere de pek çok işlemin yapıldığı yarı mecburi müdafilik sisteminin de tam olarak işletilmediği görülmektedir. 2253 sayılı yasanın 19. maddesi 15 yaşını doldurmamış küçüklerle ilgili hazırlık soruşturmalarının bizzat savcılıklar tarafından yürütülmesini hükme bağladığı halde, ifade alma dışındaki bütün işlemler kolluk tarafından yapılmaktadır. Yine söz konusu küçükler hakkındaki istisnai hallerde tutuklama kararı verilebilirken ve haklarında 3005 sayılı Meşhut Suçlar Muhakeme Usulü hakkındaki Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı yönündeki amir hüküm bulunmaktayken, hemen her olayda gözaltına alındıkları görülmektedir. Oysa ağır cezalık suçlar ve kimlik tespiti durumları dışında küçüklerin gözaltına alınmaması, bu durumlarda gözaltına alınanların da derhal savcılığa teslimi gerekmektedir. Yakalama ve gözaltı işlemi sırasında küçüklerin suç soruşturmalarında uygulanması gereken bu özellik dikkate alınmadığı gibi; kolluk güçleri bu yönde hiçbir duyarlılık göstermemektedir. Aynı tutum savcılıklar açısından da geçerlidir. Savcıların soruşturmanın ifade almaktan ibaret olmadığını bilmelerine karşın ifade alma dışındaki bütün işlemlerin yasaya aykırı olarak kolluk tarafından yapılmasına göz yumdukları görülmektedir. Kolluğun küçüklere büyüklere davrandığı gibi ve hatta bir çok durumda daha kötü davranma eğilimi içinde olduğuna tanık olunmaktadır. Polisin çocukların yargılanması konusunda büyük bir cehalet içinde olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu konuda CMK uygulaması içinde yer alan müdafilerin gözlemleri, Uluslararası Af Örgütü' nün Türkiye' de çocukların durumuna ilişkin Kasım 1996' tarihinde açıkladığı raporla örtüşmektedir.

Tutanakların Gerçeğe Uygunluğu- Suç Duyurusu
12. Kollukta müdafi karşılaştığı hukuka aykırılıklar konusunda tutanaklara bu aykırılıkları geçirmekte büyük zorluklarla karşılaşmaktadır. Kolluk çoğu zaman usule aykırı işlemleri nedeniyle tutanaklara şerh düşmek isteyen müdafiye yine yasaya aykırı olarak engel olmakta, tehdit edilmekte, fiili saldırıyla karşılaşmaktadır. Buna ilişkin savcılıklara yapılan başvurular da sonuçsuz kalmaktadır.
13. Hazırlık soruşturması sırasında kolluğun sorumlu olduğu bir hukuka aykırılığı tespit eden müdafi, bu hususu ifade ya da sorgu sırasında ileri sürdüğünde, söyledikleri zapta geçirilmemekte ya da yanlış geçirilmektedir. İleri sürülen bir hususun suç olması halinde de mahkeme ya da savcılık re' sen harekete geçmek zorunda olduğu halde, bu hususu ileri sürenin suç duyurusunda bulunma muhtariyetinden söz edilerek suç failleri hakkında işlem yapma konusunda ayak sürünmektedir. Soruşturma makamlarının bu konuda gerekli duyarlılığı göstermemelerinden dolayı Türkiye aleyhinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde bir çok mahkumiyet kararı çıkmıştır Bu engellemelere karşın suç duyurusunda bulunmakta ısrar eden müdafiye fiili zorluklar çıkarılmakta: dilekçeleri havale edilmemekte, hazırlık defterine kaydedilmemekte, işkence iddialarında adli tabipliğe sevk işlemi çoğu defa konunun öneminin gerektirdiği titizlikte yerine getirilmemekte, avukatı oyalama yoluna gidilebilmektedir. Oysa artık iç hukuk normu olan Birleşmiş Milletler İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi' nin 15. maddesi yargıcın işkence sonucu alındığı sabit olan kanıtın sanığın mahkumiyetine esas alınarak kullanılmasını yasaklamaktadır. Bu nedenle öncelikle davanın esasına girerken işkence iddiasının ve söz konusu kanıtın işkence sonucu elde edilip edilmediğinin ortaya çıkarılması gerekmektedir. Ayrıca CMK gereği bir soruşturmayı yürüten adli makamların diğer bir soruşturmanın konusunu oluşturabilecek suç kanıtlarını koruma ve ilgili adli makamlara iletme yükümlülüğü bulunduğu, buna aykırı davranan görevlilerin TCK' nun 235. maddesinde tanımını bulan suçu işleyebileceği unutulmamalıdır.
Sulh Ceza Yargıcının Sorgusu
13. Sulh Ceza Yargıçlığınca yapılan sorgu işlemlerine 3842 sayılı yasa ile değişik CMK' un 106. maddesi gereği savcıların da katılması gerekmektedir. Yasa savcıların da "dinlenmesi" gereğinden söz etmektedir. Uygulamada ise eski alışkanlık ve yasanın yanlış yorumlanması sonucu bu kurala uyulmamaktadır. Sorgu duruşması öncesi elde edilen kanıtların, sanığın suça konu eylemi gerçekleştirdiği konusunda kuvvetli şüphe sebepleri uyandırıp uyandırmadığının değerlendirilmesi için, müdafiin ve savcının aynı anda karşılıklı dinlenmesinde yarar bulunmaktadır.
Sanığın Özgür İradesine Ulaşma - İşleme Katılabilecekler
14. Sorgu işleminin yapıldığı salona kimlerin girebileceği CMK' un 106, 108 ve 161. maddelerinde gösterilmektedir. Bu kişilerin içinde kolluk bulunmamaktadır. Güvenlik nedeniyle önlem alınmasının gerekli ya da zorunlu olduğu durumlarda adliye polisinin yargıç kararıyla duruşmaya alınabileceği açıktır. Ancak sanığı, gözaltındaki birimden adliyeye sevk eden kolluk görevlisinin duruşma salonuna alınması yasadışı olup sanığın özgür iradesini yargıç karşısında yansıtmasını engelleyen sonuçlara neden olmaktadır. Buna karşın genel uygulama, sanığın adliyeye sevkini sağlayan emniyet biriminin polis memurlarının duruşma salonuna alınması yönündedir.
Çocuklarla İlgili Soruşturma Savcısı
 15. 2253 sayılı yasanın 4. maddesiyle 15 yaşını bitirmemiş küçükler hakkındaki hazırlık soruşturmalarının Çocuk Mahkemesinin bulunduğu yerlerdeki Cumhuriyet Savcıları tarafından yürütüleceği hükme bağlanmıştır. Aynı yasanın 14., 19 ve 21. maddesi gereği Cumhuriyet Savcılarının Çocuk Mahkemesinden küçükler hakkında tedbir uygulanmasını talep etme hakkı bulunmaktadır. Yasanın 10. maddesinde belirtilen "Sosyal İnceleme Raporları" nın Çocuk Mahkemesinde görevli uzmanlar tarafından hazırlanması gerekmektedir. Uygulamada sözünü ettiğimiz sürecin işletilmesi olanaksız hale gelmiştir. Çünkü büyük şehir olması dolayısıyla İstanbul' da yalnızca il merkezinde Çocuk Mahkemesi bulunmaktadır. Bu mahkemede görev alacak ve 2253 sayılı yasadaki yetkileri kullanacak olan Cumhuriyet Savcıları da İstanbul Cumhuriyet Savcılarıdır. Yasaya göre, ilçe savcılarının görev ve yetkileri bulunmamaktadır. Oysa 29.06. 1994 tarihli Adalet Bakanlığı genelgesi ile ilçe Cumhuriyet Savcıları da yukarıda gösterilen işlemleri yapmakla yetkili ve görevli sayılmışlardır. Bu genelge 2253 sayılı yasaya açıkça aykırı bulunmasına karşın hala yürürlüktedir. Genelgenin bu şekilde düzenlenmesinin nedeni kolluğun küçükleri yasaya aykırı olarak yakalayıp gözaltında tutmasıdır. İlçelerde gözaltında tutulan küçüklerin il merkezine sevkinde sorun yaşandığı gerekçesiyle böyle bir düzenleme söylenmektedir. Kolluğun yasaya aykırı işlemleri engellenemediğinden söz konusu yasaya aykırı genelge çıkarılmış ve hala yürürlüktedir.
On bir Yaşından Küçükler Hakkındaki Soruşturma 16. En son 1983- 1988 yılları arasında değişikliğe uğrayan TCK.' nın 53. Maddesi ile 1979 tarihli 2253 sayılı yasanın 11. Maddesi arasındaki çelişki uygulamada sorunlara neden olmaktadır. 11 yaşını doldurmayan ve ceza ehliyetleri bulunmadığından haklarında bir kamu davası da açılamayacak olan küçüklerle ilgili soruşturma yasağı mı, yoksa kovuşturma yasağı mı bulunduğu tartışmalıdır. Bu tartışma söz konusu küçükler hakkında, eğer bir kamu davası açılmayacaksa niçin hazırlık soruşturması yapıldığı sorusundan kaynaklanmaktadır. Bilindiği gibi söz konusu küçükler hakkında hazırlık soruşturması yapılmadan 2253 sayılı yasanın 20. Maddesine göre yapılacak inceleme ile tedbir uygulanması mümkündür. Uygulamada 11 yaşını bitirmeyen küçüklerin teşhis, ifade alma, yer gösterme gibi işlemlere maruz bırakıldığı bilinmektedir. Müdafiler bu ve benzeri işlemlerin yapılmasına itiraz etmekteyse de, Cumhuriyet Savcıları söz konusu işlemlerin yapılmasına izin vermektedir. Adalet Bakanlığı' nın 19.11.1996 tarihli genelgesi söz konusu soruna bir çözüm getirmekten uzaktır.
Avukat İsteme Hakkı
1. Öncelikle CMK' un 135. maddesi gözaltına alınan sanığa, hazırlıkta ya da son soruşturması aşamasında ifadesine ya da sorgusuna başvurulmadan önce haklarının öğretilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak uygulamada hemen hiç usulüne uygun bir hakların öğretilmesi merasimine rastlanmamaktadır. Dolayısıyla şekli bir işlem ve gereksiz bir yük gibi algılanan bu merasim uygulanmadığından zorunlu müdafilik durumu dışındaki sanıkların bir müdafiin hukuki yardımından yararlanmak istemeleri halinde bu yöndeki talepleri kolluğun keyfi tutumuna bağlı olarak karşılanmaktadır. Genellikle bu isteklerinin dinlenmediği bilinmekte, salt bu nedenle kötü muamele gören kişilerle karşılaşılmaktadır.
2. Yine yetişkinlere ilişkin olarak baromuza gelen müdafi talepleri son derece azdır. Bu sonuç uygulamada sanıklara haklarının öğretilmediği düşünüldüğünde olağan karşılanmalıdır. Ancak bu da sanık haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğurmakta; sav, savunma ve yargıdan oluşan sacayağın savunma ayağını zayıflatmaktadır.
3. Jandarma karakollarından çok az müdafi talebi gelmektedir. Varlığı tarafımızca bilinen bir çok jandarma karakolundan yıllardır 3842 sayılı yasa değişiklikleri ile ilgili bir tek müdafi talebi gelmiş değildir. Bu da jandarmanın görev alanına giren bölgelerde 3842 değişikliğinin özümsenmediğini düşündürmektedir.  
Nöbetçi Yargıç ve Savcıların Tutumu
4. Polis gözaltındaki sanıkları genellikle akşam üzeri adliyeye sevk etmektedir. Bunun devamı olarak baroya müdafi ataması için ulaşmakta ve müdafi atanmasında gecikmeler olabilmektedir. Baronun akşam üzeri atadığı avukatın en kısa sürede adliyeye ulaşması durumunda bile sorun yaşanmakta, savcı ve yargıçlar nöbetçi olsalar bile saat 17.00' de adliyeden ayrılıp servis otobüslerine yetişmek istemekte, işlemleri çok acele bir biçimde gerçekleştirmek istemektedirler. Hatta bu arada baromuzun atadığı avukatın gelmesini beklemeden adliyede rasgele seçilen bir avukat işleme müdafi olarak katılmaya davet edilmekte, reddedenlere ısrar edilmekte ve kabul edenlerin resen atanarak işleme katılması sağlanmaktadır.
5. Baromuzun CMK Uygulama Servisi 24 saat kesintisiz hizmet sunmaktadır. Günün hangi saatinde olursa olsun yapılan müdafi başvuruları değerlendirilerek en kısa sürede karşılanmaya çalışılmaktadır. Özellikle emniyet birimlerinin gecenin çok geç saatlerinde yaptıkları talepler, en kısa zamanda karşılanmaya çalışılmakta, talebin geldiği bölgeye en yakın nöbetçi avukatın derhal görev yerine ulaşması sağlanmaktadır. CMK uygulamasının içinde yer alan gönüllü avukatların bu denli zor koşullarda çalışmasına karşın, salt otobüsünün kaçırılması kaygısı ile yargıç ve savcıların aceleci davranışları ile karşılaşılmakta, CMK' a aykırı bu davranışları şaşkınlıkla izlenmektedir. Bu şekilde davranan yargıç ve savcıların davranışları tümüyle hukuk dışıdır.
6. CMK. 138. maddesi ile müdafi atama görevi barolara bırakılmıştır. Yasa mahkemelere doğrudan atama yapma yetkisi vermemiştir. Mahkemeler tarafından müdafi atama yetkisinin bir istisnası olup, bu da CMUK' un 141. maddesinde belirtilen koşulların gerçekleşmesi durumunda mümkündür: Bu da baronun görevlendirdiği avukatın duruşmaları takip etmeyip görevini savsaklaması halidir. Barodan müdafi atanması için herhangi bir talepte bulunmaksızın ve barodan atanan avukatın görev yerine gelebilmesi için gerekli makul süre beklenmeksizin doğrudan atama yapılması yasaya açık bir aykırılık oluşturur. Baronun atadığı avukatın görevine gecikmesi halinde dahi baro ile irtibatının kesilmemesinde yarar bulunmaktadır. Mahkemelere istisnai olarak doğrudan müdafi atama yetkisi verildiği halde bu yetki savcılara tanınmamıştır. Buna karşın onların da ifade alma işlemi sırasında koridordan geçen bir avukatı rasgele işleme kattıkları durumlarla karşılaşılmaktadır.
Tebligat Sorunu
7. Mahkemelerce baromuza müdafi atanmasına ilişkin yazılan müzekkereler pul yokluğundan savcılık kalemlerinde uzun süre bekletilmekte ve buna postadaki gecikmeler de eklenmektedir. Öyle ki, Baro Başkanlığı' na yazıldıktan bir yıl sonra baro merkezine ulaşan müdafi talebini içerir müzekkereler bulunmaktadır.
 
< Önceki   Sonraki >
spacer
Zaman
Giriş Formu

Parola
Beni Hatırla
Kayıp Parola? Kayıt olun
Etkinlik Takvimi
October 2008 November 2008
Mo Tu We Th Fr Sa Su
Week 40 1 2 3 4 5
Week 41 6 7 8 9 10 11 12
Week 42 13 14 15 16 17 18 19
Week 43 20 21 22 23 24 25 26
Week 44 27 28 29 30 31

  Balikesir Barosu @ 2008
spacer